Çocukluyuz Biz :)

Tebessüm…

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 25, 2012

Hayatın eskisinden de hızlı aktığı…  gazetelerin, televizyonun ve tüm sosyal medya kanallarının feci, insanın içini karartan türlü haberi pompaladığı,  bundan da rating aldığı bir dönemdeyiz.  Kısacası kimse yüzümüze bir gülücük, bir tebessüm koyacak haberleri ya da olayları sunmuyor bize…  Oysa güneş her sabah aynı mükemmellikte doğuyor, akşam da aynı mükemmellikte batıyor.   İşte yine bahar geldi.  Mor salkımlar açtı, Mayıs gülleri coştu, kuşlar şakıyor, kuzular doğuyor…  Doğa tüm sevecenliği ile devam ediyor, olabildiğince düzeninden…  Öyleyse biz neden kendi iç düzenimizi devam ettirmeyelim…  Dışarıda olan biten her ne varsa, içimizi…kendi doğal dengemizi bozmasına izin vermeden yaşayabiliriz.
Zira bizim dengemiz bozulduğunda bunun yükünü sadece biz değil, çocuklarımız da çekiyorlar.  Onların ne yaşadıklarımız da payları var, ne de suçları…
Aman nasıl olacak bu diyorsak…  üzülmeyelim.  Bazen bize imkansız gibi görünen şeylerin basit bir adım atmakla, ufak bir farkındalıkla başladığını hatırlayalım.  Bugün kendimden ve hepimizden ricam daha çok gülümseyelim.  Bir tebessümün kendimizde ve çevremizdekilerde yarattığı mucizeleri seyredelim.  Çocuklarımıza örneğin, gülümseyerek bakalım.  Telefonda konuşurken gülümseyelim, sesimizden karşımızdaki kişi gülümsediğimizi anlayacaktır.  Sabah günaydınlarını gülümseyerek verelim bir birimize. Akşam çocukalrımızı tebessümle uykuya gönderelim.  En önemlisi kendimizi güzel bir şeylere, hoşumuza giden bir resme bakarken yakaladığımızda tebessümü yüzümüzden eksik etmeyelim.  Zira bir gülümsediğimizde beynimiz bedenimizden mutluyum, huzurluyum mesajlarını alacak ve sessizleşecektir.  Böylece bedenimizi ve beynimizi gevşetebiliriz.
Bir minik tebessümün çocuklarımıza ve kendimize yaşatacağı mucizelere kapılarımızı açmaya ne dersiniz bugün?

Sevgiyle,
Sedef

 

Fotoğraf: www.FreeDigitalPhotos.net

Bir anne ne ister?

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 24, 2012

Çocuğu ister mavi gözlü olsun,  ister sarışın, uzun boylu, ya da ufak tefek incecik, isterse saçı uzun olsun bir anne ne ister?
Şimdilerde öyle bir anne yavrusunun mürüvvetini görmek ister gibi eski sözler pek kullanılmasa da, arzu aynı değil midir?  Her anne çocuğunun büyüdüğünü, okula gidip ayakları üzerinde durmayı ve hayatı öğrendiğini, toplum içinde kabul gördüğünü ve böylece kendi içindeki potansiyeli ortaya çıkardığını görmek ister.  Bugün size adaşım olan bir anneden ve yavrusundan bahsetmek istiyorum.  Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz sevgili Sedef Erken tanıdığım en çalışkan annelerden biri.  Güzel oğlu Ozan’ın kahküllerine, söylediği şarkılara, ya da parmaklarının ucunda daha bebecikken piyanonun tuşlarına güç bela ulaşarak müzikle büyümesine bayılıyorum.  Arada adaşımın paylaştığı fotoğraflardan bana derin derin bakan Ozan’ın büyüdüğüne  şahitlik etmek beni çok mutlu ediyor.  Ancak adaşımın her annenin kalbinde yatan ve her çocuğun hakkı olan isteğine yavrusunun ulaşamaması beni çok üzüyor.  Üstelik daha da üzücü olan Sedef bu konuda başı ve kalbi yanan tek anne, Ozan’da tek çocuk değil.  Bugün Otizmli, Down sendromlu, zihinsel ya da fiziksel engelli pek çok çocuk ayrımcılığa tabii tutuluyor.  Pek çok eğitim kurumu, bizim gibi velilerin kendi yavrularını farklı olarak adlandırılan, farklı görünen ve farklı olacağını düşündükleri arkadaşlarından  ’korumak’ adına baskısı ile tanısı konumuş bir farklılığı olan çocukları okullarına almayı reddediyorlar.
Her çocuk farklıdır ve özeldir…  Aslında her çocuğun da ihtiyaçları farklıdır.  Gelin birlikte farklılıklarımıza kucak açalım.  Evet kimimizin farklılıkları daha belirgin, alışılmışın daha da dışında…  Ama birbirimizden öğreneceğimiz, göreceğimiz öyle çok şey var ki!  Neden sakınıyoruz çocuklarımızı?  Hayatın kendisinden mi?  Sözü uzatmak istemiyorum.  Aşağıda 5N1K programında adaşım Sedef Erken pek güzel anlatıyor.  Üstelik kendisine ve oğluna yapılanlara öfkelenerek değil, barışla, adaletle yola çıkarak tüm çocuklar, çocuklarımız için önemli  bir iş yapıyor.  Lütfen dinleyin, düşünün ve paylaşın… çocuklarımız ve geleceğimiz için.
Sevgiyle,
Sedef


Katkıda bulunma ihtiyacımızı karşılamak için bir davetiye:

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 23, 2012


Biz insanlar sosyal varlıklarız.  Birbirimiz olmadan yaşayamıyoruz.  Kurduğumuz sosyal ilişkilerle, ağlarla, bağlarla adına her ne demek isterseniz…hayatı anlıyor, tanıyor, kendimizi biliyor ve bulabiliyoruz. Hayat içinde yürürken de en önemli ve kıdemli ihtiyaçlarımızdan birisidir KATKIDA BULUNMAK. Bir diğerinin hayatına anlam katacak, kolaylık yaratacak karşılıksız bir davranışta bulunma karşılar katkıda bulunma ihtiyacımızı.  Bizim hayatımızı daha anlamlı kılarken, bir diğerimizin hayatı kolaylaşır kendi davranışımızla…  Mutluluk da böylece yayıyalarak büyür ve  artar.
İşte bugün katkıda bulunma ihtiyacımızı karşılamak için karşıma çıkan bir davetiyeyi paylaşmak, duyurmak istedim.  Ne kadar çok duyulursa, ne kadar çok davetiye dağılırsa o kadar çok katkıda bulunabilir ve mutluluğu birlikte büyütebiliriz.
Davetiyenin adı HAYAT İÇİN BİR PAKET…  Sevgili dostum Müge Çermansayesinde haberdar olduğum bu projenin dokunduğu kişiler arasında, hiç bir bilgisi ve dahli olmadan parmaklıklar  arkasında doğmuş ve büyüyen bebekler, çocuklar da var.  Mügeciğim kendi sayfasında öyle güzel anlatmış ki onun kelimeleri ile paylaşmak istedim.  İznini almış olarak noktasına dokunmadan paylaşıyorum ve hepimizi katkıda bulunmaya davet ediyorum.
Sevgiyle,
Sedef
“Sevgili dost Yeşim Mutlu sayesinde haberim oldu “Hayat İçin Bir Paket” projesinden. Ülkemizde ceza evlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların % 4′ ü kadın % 2′si ise 12-18 yaş arası gençlerden oluşuyormuş. “Hayat İçin Bir Paket” projesi de; ceza infaz kurumlarında bu nedenle yaşamak zorunda olan çocuklara, annelerine ve 12-16 yaşları arasındaki gençlere temel kişisel bakım ve temizlik ürünlerini sağlamak üzere çalışıyormuş.

Türkiye’ de toplam beş kadın ceza infaz kurumu varmış. Bunlardan Denizli Bozkurt Açık ceza infaz kurumuymuş; burada ortalama 0-6 yaş arası 30 çocuk ve 300′e yakın kadın bulunuyormuş. Diğerleri Kapalı ceza infaz kurumu olup Ankara’ da , 0-6 yaş arası 15 çocuk ve 350 kadın , Adana Karataş’ ta 0-6 yaş arası 30 çocuk ve 300 kadın Eskişehir Çifteler’ de 0-6 yaş arası 10 çocuk ve 75 kadın bulunuyormuş. Burada bulunan kadınların büyük çoğunluğu aileri ve çevreleri tarafından dışlandığı için veya gelir düzeyi oldukça düşük ailelerden geldikleri için çok temel kişisel sağlık ve temizlik malzemelerinden mahrum kalmışlar.
“Hayat İçin Bir Paket” projesi kapsamında 2011 yılında; Adalet Bakanlığı ve Ankara, Eskişehir Çifteler, Denizli Çardak,Adana Cumhuriyet Başsavcılığından alınan resmi izinlerle birlikte bu çocuk ve kadınların ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan listeye uygun olarak gerek duyulan malzemeler bir yıllık ihtiyaca cevap verecek şekilde karşılanmış. Şimdi sıra bizlerde; aşağıda paylaştığım ihtiyaç listesi için sizlerin desteğini rica ediyorum sevgili dostlar. Karınca kararınca gücümüz yettiğince desteklemeye çalışalım.
31 mayıs tarihine kadar ihtiyaç listesinden temin edeceklerinizi aşağıdaki adrese gönderebilirsiniz. Destekleriniz için şimdiden kucak dolusu teşekkürler.
“Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü Eskişehir”
Adres : Eskişehir Anadolu Üniversitesi
Yunus Emre Kampüsü Öğrenci Merkezi
Kat : 3 Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü
Eskişehir

İhtiyaç Listesi :
1- Şampuan: Bebek, yetişkin için normal ve bit şampuanı
2- Sabun: Bebek ve yetişkinler için
3- Krem: Bebek kremi ve yağlı el kremi
4- Diş macunu ve fırçası (çocuk ve yetişkinler için)
5- Fırça ve tarak (bebek ve yetişkinler için)
6- Bebek pudrası ve pişik kremi
7- Bebek bisküvisi
8- Çocuk bezi 2, 3, 4, 5 numara
9- Yeni doğan bebekler için çocuk maması
10- Çocuk maması 1, 2 numara
11- Biberon
12- Emzik
13- Banyo havlusu her boy ve ölçü, banyo lifi
14- Kadınlar için terlik, spor ayakkabı
15- Başörtüsü, yazma, yemeni
16- Yetişkin kadın (yeni) iç çamaşırı ve çorap
17- Yetişkin tişört, eşofman altı veya takımı
18- Etek, elbise, pijama, gecelik
19- Kadın pedi
20- Çocuk oyuncakları ve eğitim araçları 0-6 yaş arası
21- Çocuk kitapları 0-6 yaş arası
22- 0-6 yaş arası çocuk giyim, ayakkabı, iç çamaşırı, çorap
23- Kalem, kağıt, zarf, not defteri
24- Çocuklar için derece ölçme aleti
25- Tansiyon aleti, şeker ölçme aleti
26- Çamaşır yıkama deterjanı”

Dinleme becerisi:

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 22, 2012

Dinlemek bir beceri işidir.  Her beceri gibi öğrenilir ve geliştirilebilir.
İletişimin kendini ifade edebilmek kadar önemli kısmıdır dinleyebilmek.
Şiddetsiz İletişim dilini daha detaylı öğrenmeye karar verdiğimde, ilk farkına vardığım şey dinlemek konusunda becerimin hiç de düşündüğüm kadar kuvvetli olmadığı olmuştu.
Aşağıdaki metni Şiddetsiz İletişim dilini birlikte öğrenmekte olduğum arkadağım sevgili Nilgün Yüksel paylaşmıştı.  Ben de keyifle, dinleminin gerçek tadına varabilelim diye sizlerle paylaşıyorum…
Sevgiyle,
Sedef

“Stephen Covey’in 8. Alışkanlık kitabında yer alan Dr. Ralph ROUGHTON ‘dan bir alıntı:

Dinleme Üzerine
Dinlemeni istediğim zaman öğüt vermeye başlarsan, senden istediğimi yapmış olmazsın. Senden beni dinlemeni istediğimde, bana niçin öyle hissetmem gerektiğini anlatmaya başlarsan, duygularımı hiçe saymış olursun.
Senden dinlemeni istediğimde, kendini benim sorunumu çözmek için bir şeyler yapmaya mecbur hissedersen, belki biraz garip görünecek ama, beni ortada bırakmış olursun.
Dinle! Bütün istediğim senden dinlemen; konuşman ya da bir şey yapman değil, sadece dinlemen… Kendim için bir şeyler yapabilirim çaresiz değilim. Cesaretim kırılmış ya da gücümü yitirmiş olabilirim, ama çaresiz değilim. Kendi kendime yapabileceğim ve yapmam gereken bir şeyi benim için yaparsan, korkuma ve yetersizlik duyguma katkıda bulunmuş olursun.
Ama ne kadar akıldışı olursa olsun, gerçekten hissettiklerimi gerçek kabul edersen, ben de seni inandırmaya çalışmaktan vazgeçebilir ve bu akıldışı duygunun ardında yatanı anlamayı başarabilirim. Bu açıklığa kavuştuğunda, yanıtlar da bellidir ve öğüde ihtiyacım kalmaz.”
Dr. Ralph ROUGHTON

Foto: www.FreeDigitalPhotos.net

Etiketler:

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun…

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 19, 2012

 

Genç olmak ne kadar canlı, heyecanlı, atak, dinamik, hızlı ve özenilen bir haldir.  Gençlik kutlanmayı her gün gerektiren, içine sığılması güç, enerji patlamaları ile çoğu kişide ne olduğunu anlamadan geçirilen bir dönemdir.  Haydi bizimki zaten geçmiş, çocuklarımız genç olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyorlar mı? Ya da genç olmanın tadını çıkartabiliyorlar mı?
Bu bulutlu 19 Mayıs gününde dileğim çocuklarımızın gençliklerinin tadını sonuna dek çıkartarak, keyifle büyümeye ve gelişmeye devam edebilecekleri eğitim ve büyüme imkanlarına kavuşmalarıdır.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun…

Foto: www.FreeDigitalPhotos.net


Etiketler: ,

Çocukların büyüme hızı…

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 17, 2012

Yukarıdaki karikatürü bir arkadaşım Anneler Günü’nde Facebook üzerinden paylaştı.  Komik ama gerçek…  Her sabah şaşırıyorum büyük kızımızı görünce…  zira gece beynime bir şey oluyor ve ben onu 8 yaşına geri gönderiyorum…  7,5 yaşındakini de bir güzel 3-4 yaşına geri gönderiyorum.  Nedir bu zihnimin bana oynadığı oyun?  Neden çocuklarımızın yaşları gün be gün artarken zihnimiz onların büyüme hızına yetişemiyor?  Zihnimizde çocuklarımıza neye göre bir yaş biçiyoruz?  Yoksa çocuklarımızın büyüme hızıyla bizim ebeveynlik hızımız eş değerli büyümüyor  mu?  İşte kafamı epeydir bu sorular kurcalıyor…
Sizi bilemem ama ben hala kendime çocuklarımızın nüfüs yaşlarını hatırlatıyorum sık sık…  Yoksa onlara kendi yaşlarından daha küçüklermiş gibi davranmaya dünden hazırım.  Umarım bu konuda yorum yazarsınız… ya da mesaj atarsınız. Sizler düşünüyorsunuz merak içindeyim.
Sevgiyle,
Sedef
Not:Bu karikatürü geldiği gibi paylaştım,çizerin adı üzerinde yoktu.  Ben çizgileri Erdil Yaşaroğlu’na benzettim.  Orjinal kime ait bilginiz var, ve yazarsanız sevinirim zira kaynağını gösterebilmek istiyorum.

Etiketler: ,

Okullarda yılsonu…

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 17, 2012

 

Yaz tatili ve 2. dönemin sonu yaklaştıkça okullarda da etkinliklerin sayısı artıyor.  Gösteriler, sergiler, geziler tüm hızıyla devam ediyor.  Birden fazla çocuğunuz varsa eğer gideceğiniz etkinliklerin çakışmaması için dua halinde oluyor insan.

Çocukların sadece öğretmeni dinleyerek derslerini öğrenmekle kalmayıp farklı etkinliklerde rol almaları çok kıymetli.  Öğrenmenin tek tip olmadığı biliniyor.  Hepimiz birden fazla şekilde öğreniyoruz: duyarak, görerek, yaparak…  Yaparak öğrenme, ya da deneyimleyerek öğrenme içselleştirmeyi, özümsemeyi, yaşanmışlığa geçirmeyi sağladığı için çok kıymetli.  Tabii yaparak, eyleyerek ya da eylemle öğrenme daha çok zaman, kaynak ve emek gerektirdiği için de bunca kıymetli.  Keşke eğitim sisteminin içinde daha çok çocukların kendileri yaparak, deneyimleyerek öğrenebilecekleri fırsatlar olsa.  Keşke çocuklar ilköğretim yıllarının tek bir SBS hedefine kitlenerek değil de, gerçekten merak duydukları şeyleri öğrenmek üzere araştırarak, yaşayarak büyüyebilseler.  Keşke çocuklar hakikaten okulda, hayatta işlerine yarayacak empati becerilerini geliştirerek, duygusal zekalarını artırmaya yönelik çalışmalarla donanım sağlayarak okusalar.

Kısacası şunu söylemek istiyorum… bu dönemde sıklaşan davetlere giderken lütfen yüksünmeyelim… ‘Aman bizim çocuğun drama gösterisi var…’  ’Öf yine folklor gösterisi var…’  ’Aman yine maçı var’….  Her biri yaşasın olsun ‘aman’larımızın.  Zira yukarıda yazdığım hayat içinde varolabilmek için çocuklarımızın esas ihtiyaç duyduğu tüm bu sosyal beceriler bu faaliyetlerle kazanılıyor.  Gidelim, keyifle çocuklarımızın izleyelim.  Çocuklarımızın her biri müthiş bir emekle hazırlanıyorlar.  Gidelim her biri gonca gül gibi yaprak yaprak, büyük bir gayretle hayata açılan çocuklarımızın aldıkları yolun şahidi olalım.

Sevgiyle,

Sedef

Ebeveyn ve çocuk ve ihtiyaçlar…

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 14, 2012

 

Büyük şehirlerde yaşamak hızlı, yorucu ve zor.  Hele bir de yaşadığımız şehir İstanbulsa… işimiz daha dah zor, zira büyük şehir kavramını zorlayan bir şehir İstanbul.  Sadece büyük demekle anlatılır gibi değil!
Kaç yaşında olursak olalım, İstanbul’da yaşıyorsak eğer…bu şehrin sisinden, isinden, pisindan, trafiğinden, stresinden, suniliğinden, sıkıntısından payımızı alıyoruz.
İstanbul’un şehir hayatı bizi doğadan koparıyoz.  Bahsettiğim sadece çiçek, böcek, ağaç anlamında doğa değil.  Anlatmak istediğim şu: bir de kendi doğamızdan kopuyoruz…  Bedenimizde neler oluyor?  Yaşadıklarımızdan nasıl etkileniyoruz?  Rahat mıyız?  Bedenimiz rahat mı?  İçimizde huzur var?  Halimiz nedir?   Çoğu zaman biz yetişkinler bunların farkına bile varmadan çılgınlar gibi koşuşturuyoruz…çocukların hem bizden farkı yok, hem de bu konu da bizlerden öğrenecekleri farklı bir şey kalmıyor ki onlar bu söylediklerimin cevaplarını verebilsinler…  Ah ama şöyle bir fark var.  Biz kendimizi  ne olduğumuzu bile anlamadan, tabii sebebini de çoğu zaman bilmeden rahatsız, husursuz, sabırsız hissettiğimizde çocuklarımızın rahatsız, huzursuz, sabırsız tavırlarına tahammül edemiyoruz! Onlardan ani ve kör bir itaat bekliyoruz hemen saygı adı altında, ya da ‘söz dinle’ komutuyla.  İtaatle uyumu bir güzel bir birine karıştırıp, uyumu tek taraflı bir şey gibi algılayıp beklentilerimizi yükseltiyoruz. Beklentimiz gerçekleşmeyince de vay çocuklarımızın haline…
Halbuki biz kendi halimizi fark edersek…. kendimizi toparlamak için bir şeyler yapabiliriz.  Biz rahat, huzurlu, sakin ve sabırlı olunca da çocuklarımızın dertlerini, ihtiyaçlarını görüp, anlar ve yardımcı olabiliriz.
Bugün kendimden ve sizlerden ricam şu: kendimizi fark edelim…  Bize neler oluyor oradan oraya koşuştururken? İşe giderken yolda nasılız?  Evde yemeği hazırlarken ne durumdayız?  Çocuklar okuldan gelmeden, halimiz nicedir?   Onları nasıl karşılayacağız?  Ya da işten gelip eve girmeden, ailemizle yüz yüze gelmeden ne durumdayız?  Kendimizi, halimizi fark edelim…fark edelim ki kendi ihtiyaçlarımızı karşılaya bilelim… Biz ihtiyaçlarımızı karşılayamamışken çocuklarımızın ihtiyaçlarını değil karşılamak, göremeyiz bile!
Güzel ve farkındalık içinde bir hafta olması dileği ile…
Sevgiyle,
Sedef

Grafik: http://www.freedigitalphotos.net/images/view_photog.php?photogid=721

Benden Minik Bir Anneler Günü Hediyesi:

Posted by: cocukluyuzbiz on: Mayıs 12, 2012

 

Yarın 13 Mayıs 2012, Pazar günü ANNELER GÜNÜ.
Anneliği yaşamak için muhakkak doğum yapmak ön şartı yoktur.  Annelik kalpte başlar ve bir ömür boyu sürer.  Kalplerini anneliğe açan tüm kadınların anneler günü kutlu olsun.
Aşağıdaki şiir benden ufak bir Anneler Günü hediyesi.  
Güzel ve keyifli bir gün dilerim hepimize…
Sevgiyle,


Ben Anneyim

Ben anneyim,
Yolum uzun…
İncecik bir kordonla başlayan,
Minik bir kalple beslenen, 
Yepyeni bir hayatı tutar;
Onunla yürür, onunla koşar,
Bazen de onunla beklerim.

Ben anneyim, 
İşim ıslak yanaklar, 
Akan burunlar,
Kanayan dizler
Değildir sadece,
Kırık kalpleri de onarır,
Gücenen ruhları barıştırır,
Gururun keskin dişlerini törpüler,
Silahları bıraktırırım.

Ben anneyim,
Ben de yaradanın gücü
Sevgiyle çiçek açar.
Yolum uzundur
Bir ömür boyu
Sevgiye doğru…
Ben, anneyim.

Sedef Örsel Özçelik

Fotoğraf: http://www.freedigitalphotos.net/images/view_photog.php?photogid=1786

 
 

Çektiği fotoğraflara bayıldığım, uzaktan tanıyıp çok sevdiğim doğum fotoğrafçısı Ayça Oğuş‘un da heyecanla katıldığı bir sergi açılıyor bugün.  
Bebeler hepimize umut aşılar.  Hayatın devam ettiğinin ve evrenin hala umutla yeni hayatlara kucak açtığının canlı kanıtıdır onlar.  İnsanlık için ümit var der her yeni doğen bebek.  Güzel bebeklerin ve onları bu hayata karşılayan güzel annelerin fotoğraflarından oluşan serginin davetiyesi aşağıda.  Paylaşmak ve duyurmak istedim.

 

 

Serginin adresi şöyle:
Sergi Açılış Daveti: 12 Mayıs Cumartesi 13:00-19:00
www.addresistanbul.com
addresistanbul Ev Dekorasyon Merkezi
Halide Edip Adıvar Bulvarı, Şişli
T: 0212 320 62 62

Kategoriler

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.